
Kilo sorunu, sinirsel bağırsak hastalığı, migren, astım, hatta diabet ve yüksek kolesterol gibi birçok hastalık belki de çok sevdiğimiz çikolata, domates, keçi peyniri veya tavuk etinden kaynaklanıyor olabilir. Hepimiz gıda alerjilerinin sadece “kaşıntı ve kızarıklık ” yapabileceğini zannediyorsak belki de çok büyük bir yanılgı içerisindeyiz, hatta bilim dünyası bile. Alerjilerinizi keşfederseniz belki de hiçbir ilacın yapamayacağı şeyleri sadece “onları yemeyerek” başarabileceksiniz.
İnsanlar yükselen bir trendle yaşamlarını daha sağlıklı sürdürme yollarını aramaktadır. Bu trend sosyal, ekonomik ve kültürel anlamda daha geniş bir kitleye yayılmakla birlikte oransal olarak kadınlar tarafından daha çok benimsenmektedir.
Sağlığımızı tehdit eden unsurlara baktığımızda şu faktörleri sıralayabiliriz: Genetik özelliklerimiz, ailemizden bize geçen ırsi yapımız ve hastalıklara yatkınlığımız. Çoğu zaman sağlığımızı etkileyen durumları değiştirmek elimizde olmamaktadır. Fakat en önemli belirleyicilerden olan beslenme alışkanlıklarımızı yönlendirmek çok daha kolaydır. Çünkü vücudumuza en yoğun şekilde giren ve savunma sistemimizi her gün sınava sokan yediğimiz ve içtiğimiz gıdalardır.
İngiliz Alerji Vakfı’na göre Avrupa ve Amerika’da toplumun %45’i gıda duyarlılığı nedeniyle rahatsızlık çekmektedir. Kadınlarda ise bu oran çok daha yüksektir (Schäfer et al., 2001).
Gıda Duyarlılığı (ya da tıbbi tanımlaması ile Tip 3 Alerji) dediğimizde bağışıklık sistemimizin besin ya da katkı maddelerine karşı gösterdiği tepkiden (alerjik reaksiyondan) söz ediyoruz. Bağışıklık sistemimizin verdiği bu tepki dokunan maddeyi yedikten birkaç gün sonra gecikmeli olarak belirebilir. Yani klasik alerjide olduğu gibi vücudumuz hızlı reaksiyon göstermediğinden duyarlılığın tespiti çok zor hatta bazen ömür boyu mümkün olmaz.
Bu alerjinin tehlikeli yanı da budur. Çoğunlukla her gün severek tükettiğimiz besinler, bağışıklık sistemimizi yorduğu için zamanla rahatsızlıklarımız artabilir, hatta kronikleşebilir. Bu durum tükettiğimiz gıdaların sağlıklı ya da sağlıksız olmasına bağlı değildir. Normalde sağlıklı olan gıdalar da alerjik tepkiye neden olabilir. Yani sağlıklı bildiğimiz gıdalar da bizleri hasta edebilir. Meydana gelebilecek rahatsızlıklar ya da hastalıklar kişiden kişiye farklı olabilir. Kiminde kronik baş ağrısı ya da migren olarak dışa vurur, kiminde sedef ya da kaşıntı gibi ciltte rahatsızlıklar oluşur, kiminde de korku ya da depresyon gibi ruhsal şikayetler açığa çıkar ve bu örneklerin sayısı daha artırılabilir. Bunlar gibi şikayetlerle uzun süredir tedavi gören ama neticeye ulaşamayan kişiler olsun ya da sağlıklı yaşam için beslenmesini düzenlemek isteyen kişiler olsun Duyarlılık Testi’nden fayda görebileceklerdir.
Testin ayrıntıları çok kolay anlaşılabilecek gibi değildir. Bu yüzden kişinin kesinlikle bir uzman tarafından yönlendirilmesini tavsiye ediyoruz. Test gerekliliğinin bir hekim tarafından belirlenmesi önemlidir. Ama burada beslenme uzmanlarına da ciddi yönlendirici görevler düşer çünkü test sonuçlarına uyum sağlamak bazen çok ayrıntılı ve kapsamlı bir beslenme planını gerektirir. Bu konuda doktorunuza ya da sağlık kurumunuza başvurmanızı öneririz.
Kronik hastaların rahatsızlıkları gıda kaynaklı olduğu düşünülürse ilgili gıdaların bir şekilde tespit edilmeleri gerekir.
Tespitin en hızlı ve en güvenilir yöntemi duyarlılık testidir. Test, hastadan alınan 5 ml kan ile laboratuar ortamında, ELISA olarak adlandırılan bir laboratuar yöntemi ile çalışılır. Büyük bir bölümü manüel çalışılan bu test zahmetli, kapsamlı ve profesyonel bir uğraşı gerektirir. Bu test ile 266 farklı gıda ve gıda katkı maddelerine bakılır.
Test sonuçları laboratuar çalışmasından sonra kişiye özel rapor haline getirilir. Bu rapor oldukça kapsamlıdır ve hastaya gıda duyarlılığı ve kendi test sonuçları ile ilgili her türlü sorulara açıklık getirir. Önemli olan bu sonuçların bir uzman tarafından hastaya anlaşılabilecek şekilde aktarılmasıdır. Çünkü birçok gıdaya karşı duyarlılığı olan kişilerin beslenme alışkanlıklarında önemli değişiklikler yapılması gerekecektir.
İyi bir netice alınması için raporda tavsiye edilenlere ve doktorunuzun bu konudaki önerilerine kesinlikle uyum sağlanmalıdır.
İnsanlar yükselen bir trendle yaşamlarını daha sağlıklı sürdürme yollarını aramaktadır. Bu trend sosyal, ekonomik ve kültürel anlamda daha geniş bir kitleye yayılmakla birlikte oransal olarak kadınlar tarafından daha çok benimsenmektedir.
Sağlığımızı tehdit eden unsurlara baktığımızda şu faktörleri sıralayabiliriz: Genetik özelliklerimiz, ailemizden bize geçen ırsi yapımız ve hastalıklara yatkınlığımız. Çoğu zaman sağlığımızı etkileyen durumları değiştirmek elimizde olmamaktadır. Fakat en önemli belirleyicilerden olan beslenme alışkanlıklarımızı yönlendirmek çok daha kolaydır. Çünkü vücudumuza en yoğun şekilde giren ve savunma sistemimizi her gün sınava sokan yediğimiz ve içtiğimiz gıdalardır.
İngiliz Alerji Vakfı’na göre Avrupa ve Amerika’da toplumun %45’i gıda duyarlılığı nedeniyle rahatsızlık çekmektedir. Kadınlarda ise bu oran çok daha yüksektir (Schäfer et al., 2001).
Gıda Duyarlılığı (ya da tıbbi tanımlaması ile Tip 3 Alerji) dediğimizde bağışıklık sistemimizin besin ya da katkı maddelerine karşı gösterdiği tepkiden (alerjik reaksiyondan) söz ediyoruz. Bağışıklık sistemimizin verdiği bu tepki dokunan maddeyi yedikten birkaç gün sonra gecikmeli olarak belirebilir. Yani klasik alerjide olduğu gibi vücudumuz hızlı reaksiyon göstermediğinden duyarlılığın tespiti çok zor hatta bazen ömür boyu mümkün olmaz.
Bu alerjinin tehlikeli yanı da budur. Çoğunlukla her gün severek tükettiğimiz besinler, bağışıklık sistemimizi yorduğu için zamanla rahatsızlıklarımız artabilir, hatta kronikleşebilir. Bu durum tükettiğimiz gıdaların sağlıklı ya da sağlıksız olmasına bağlı değildir. Normalde sağlıklı olan gıdalar da alerjik tepkiye neden olabilir. Yani sağlıklı bildiğimiz gıdalar da bizleri hasta edebilir. Meydana gelebilecek rahatsızlıklar ya da hastalıklar kişiden kişiye farklı olabilir. Kiminde kronik baş ağrısı ya da migren olarak dışa vurur, kiminde sedef ya da kaşıntı gibi ciltte rahatsızlıklar oluşur, kiminde de korku ya da depresyon gibi ruhsal şikayetler açığa çıkar ve bu örneklerin sayısı daha artırılabilir. Bunlar gibi şikayetlerle uzun süredir tedavi gören ama neticeye ulaşamayan kişiler olsun ya da sağlıklı yaşam için beslenmesini düzenlemek isteyen kişiler olsun Duyarlılık Testi’nden fayda görebileceklerdir.
Testin ayrıntıları çok kolay anlaşılabilecek gibi değildir. Bu yüzden kişinin kesinlikle bir uzman tarafından yönlendirilmesini tavsiye ediyoruz. Test gerekliliğinin bir hekim tarafından belirlenmesi önemlidir. Ama burada beslenme uzmanlarına da ciddi yönlendirici görevler düşer çünkü test sonuçlarına uyum sağlamak bazen çok ayrıntılı ve kapsamlı bir beslenme planını gerektirir. Bu konuda doktorunuza ya da sağlık kurumunuza başvurmanızı öneririz.
Kronik hastaların rahatsızlıkları gıda kaynaklı olduğu düşünülürse ilgili gıdaların bir şekilde tespit edilmeleri gerekir.
Tespitin en hızlı ve en güvenilir yöntemi duyarlılık testidir. Test, hastadan alınan 5 ml kan ile laboratuar ortamında, ELISA olarak adlandırılan bir laboratuar yöntemi ile çalışılır. Büyük bir bölümü manüel çalışılan bu test zahmetli, kapsamlı ve profesyonel bir uğraşı gerektirir. Bu test ile 266 farklı gıda ve gıda katkı maddelerine bakılır.
Test sonuçları laboratuar çalışmasından sonra kişiye özel rapor haline getirilir. Bu rapor oldukça kapsamlıdır ve hastaya gıda duyarlılığı ve kendi test sonuçları ile ilgili her türlü sorulara açıklık getirir. Önemli olan bu sonuçların bir uzman tarafından hastaya anlaşılabilecek şekilde aktarılmasıdır. Çünkü birçok gıdaya karşı duyarlılığı olan kişilerin beslenme alışkanlıklarında önemli değişiklikler yapılması gerekecektir.
İyi bir netice alınması için raporda tavsiye edilenlere ve doktorunuzun bu konudaki önerilerine kesinlikle uyum sağlanmalıdır.
